Paydaşların Yararlanma Haklarının İhlali Durumunda Başvurabilecekleri Hukuki İmkanları

GİRİŞ

Paylı mülkiyete ilişkin eşya üzerinde, her paydaşın mülkiyet hakkı vardır ve her bir paydaşın mülkiyet hakkı aynı ölçüde önemlidir. Herhangi bir paydaşın mülkiyet hakkının diğer paydaşların mülkiyet haklarından daha önemli olduğu söylenemez. Mülkiyet hakkına sahip paydaşlar bu hakka dayanarak paylı mülkiyete tabi eşyayı kullanırlar. Paydaşların yararlanma hakları belirli kısımlara ayrılarak ya da zamana bağlı olarak belirlenebilir. Yararlanma hakkı paydaşların belirledikleri kullanma düzenine bağlı olarak da kullanılabilir. Her halde her bir paydaş yararlanma hakkını kullanırken diğer paydaşlardan veya üçüncü kişilerden gelecek olan tehditlere karşı kendini koruma altına almak ister. Bu konuda zilyetliğe ve mülkiyete ilişkin korumalardan yararlanabilir. Paydaşların kendilerine düşen yükümlülüğü ağır ölçüde ihlal ettikleri takdirde TMK md. 696 hükmü gündeme gelebilir. Bu hüküm çerçevesinde diğer paydaşlar yükümlülüğü aykırı olarak yerine getirmeyen paydaş aleyhine oylama yaparak, oylamaya konu paydaşın paydaşlıktan çıkartılması için mahkemeye başvurabilirler. Mahkemenin vereceği karar üzerine paylı mülkiyete konu eşya bölünebiliyorsa bölünür, bölünme imkanı olmadığı takdirde paydaşın payını diğer paydaşlara veya üçüncü kişilere satılır.

Paydaşların Yararlanma Haklarının Üçüncü Kişiler Tarafından İhlal Edilmesi

Paydaşların eşyadan yararlanma yetkileri mülkiyet hakkına dayandığından, paydaşların bu yetkilerinin ihlal edilmesi halinde, paydaşlar zilyetliğe ve mülkiyet hakkına dayanan davaları açabilirler.[1] Zilyetliğe ilişkin davalar; zilyetliğin gaspı halinde zilyetliğin iadesi davası, tazminat davası, zilyetliğe yapılan saldırıya son verilmesi talebidir. Ayrıca zilyetliğe müdahale halinde zilyetliğin idari yoldan korunması imkânı da vardır. Mülkiyet hakkının ihlali durumlarında ise istihkak davası ve el atmanın önlenmesi davaları gündeme gelebilir.

Paydaşların yararlanma haklarını ihlal eden üçüncü kişilere karşı açacakları davalarda dikkat edilmesi gereken ilk konu, paydaşların açacakları dava ile korudukları menfaatin bölünebilme kabiliyetinin olup olmadığıdır. Eğer mülkiyet hakkının ihlalinden dolayı açılacak davanın koruduğu menfaat bölünemez nitelikte ise, paydaşlardan her biri bu davayı tek başına açma hakkına sahiptir. TMK. M. 693/ f.son, “paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir” ifadeleriyle paydaşlara bu imkânı tanımaktadır. Paydaşların tek başına ileri sürebilecekleri bölünemez menfaatlere, istihkak talebini, zilyetliğin iadesini örnek gösterebiliriz. Mülkiyet hakkının ihlalinden dolayı tazminat, ürünlerin iadesi, kullanma tazminatı talepleri ise bölünebilir menfaatlere örnektir.[2]

TMK md. 693 ‘Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir veya onu kullanabilir. Uyuşmazlık halinde yararlanma ve kullanma şeklini hâkim belirler. Bu belirlemede, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibariyle paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir. Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir.’ Demektedir. Bu hükme göre, paylı mülkiyette paydaşlar arasında herhangi bir yönetim sözleşmesi yapılmışsa paylı mülkiyet bu sözleşmeye göre kullanılır.

Paylı mülkiyete konu eşya paydaşlardan birinin zilyetliğinde olduğu takdirde, üçüncü bir kişi tarafından zilyetliğe müdahale edildiğinde paydaş zilyetliği kuvvet kullanarak korumaya yetkilidir. Şöyle ki TMK md. 981 ‘Zilyet, her türlü gasp veya saldırıyı kuvvet kullanarak defedebilir. Zilyet, rızası dışında kendisinden alınan şeyi taşınmazlarda el koyanı kovarak, taşınırlarda ise eylem sırasında veya kaçarken yakalanın elinden alarak zilyetliğini koruyabilir. Ancak, zilyet durumun haklı göstermediği derecede kuvvet kullanmaktan kaçınmak durumundadır.’ Gerek gasp gerekse saldırı halinde failin kusurlu olup olmaması önemli değildir. mesela bir kimsenin zilyetliğini ihlal eden kişinin, malı kendi malı zannetmesi, onu gasıp sayılmaktan kurtarmaz.[3] Zilyet taşınmazlarda gasıbı kovarak, taşınırlarda ise eylem sırasında veya kaçarken yakalananın elinden malı alarak zilyetliğini koruyabilir. Elbette zilyet, zilyetliğe müdahale halinde gasıba karşı kuvvet kullanırken meşru müdafaa hükümleri gereği aşırı ölçüde kuvvet kullanmaktan kaçınmak zorundadır.

Zilyet, kuvvet kullanmada gecikmiş veya kullanmasına rağmen başarılı olamamışsa zilyetlik davalarına yönelir.[4]

Zilyetliğin iadesi davası; her ne suretle olursa olsun muvafakati olmadan hukuka aykırı bir fiille zilyetliğine son verilen kimse bu şekilde gasbedilen malın iadesini dava edebilir. Geri verme davasını, dolaysız zilyet açabileceği gibi, dolaylı zilyet olup da zilyetliği aracı kişiden gasbedilen kimse de açabilir. Fakat bu ikinci halde dolaylı zilyedin açacağı davada malın kime verilmesini talep edebileceği sorusu ile karşılaşılır. Dolaylı zilyedin, malın dolaysız zilyede geri verilmesini istemesi gerektiği ancak dolaysız zilyet malı geri alamazsa veya almak istemezse dolaylı zilyedin malın kendisine verilmesini isteyebileceği kabul edilmiştir.[5] Örneğin paylı mülkiyette, paylı mülkiyete konu eşya paydaşlardan birinin zilyetliğinde olduğu takdirde 3. Bir kişi tarafından zilyetliğinin ihlal edilmesi halinde zilyetliği kaybeden paydaş zilyetliği talep etmediği takdirde diğer paydaşlar 3. Kişiye karşı zilyetliği koruyan davaları açma hakkına sahiptirler.

Zilyetliğin idari yoldan korunması da mümkündür. 1984 yılında 4.12.1984 tarihli 3091 sayılı ‘ Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi’ hakkında kanun düzenlenmiştir. Buna göre; paylı mülkiyete konu eşya taşınmaz olduğu takdirde taşınmaz mala ilişkin tecavüz veya müdahale edilmesi halinde taşınmaz mal merkez ilçe sınırları içindeyse il valisi veya görevlendireceği vali yardımcısı, diğer ilçelerde kaymamaklar tarafından saldırının veya müdahalenin önlenmesine karar verilir. Başvuruyu yapacak zilyet saldırı veya müdahalenin yapıldığını öğrendiği tarihten itibaren 60 gün içinde yapmalıdır. Ancak başvuru, her halde saldırı veya müdahalenin meydana geldiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılmalıdır.

Paydaşlardan herhangi biri paylı mülkiyete ilişkin eşya hakkında üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı dava açabilirler. Bu halde dava açan paydaş diğer paydaşları temsil yetkisine sahip oluyor. Paydaşlardan biri mülkiyeti koruyan davaları açtığı takdirde, diğer paydaşların da malik olduğunu ispat etmek zorundadır. Zira o, tek başında malik değil, birlikte maliktir ve mülkiyet hakkının ihlalinin önlenmesi talebini paylı mülkiyete dayandırmaktadır.[6]

Paydaşların açtıkları davalarda bölünemez ve bölünebilir menfaatleri birlikte ileri sürmeleri de mümkündür. Bölünemez menfaatlerin paydaşlardan biri tarafından tek başına ileri sürülebileceğinden bahsetmiştik. Tazminat talepleri gibi, bölünebilir menfaatleri ise paydaşlar ancak payları oranında ileri sürebilirler.[7] Hâkim dava konusu bölünemez menfaatler için tüm paydaşlar lehine karar verirken bölünebilen menfaatler açısından ise sadece davacı paydaş lehine karar verir.

Paydaşlar üçüncü kişilere karşı istihkak davası açabilirler. İstihkak davasını zilyet olmayan malik malik olmayan zilyete karşı açar.

İstihkak davasını kısaca ele alacak olursak;

İstihkak davasında mülkiyet hakkının tespiti ile malın geri verilmesi istenir. Bu yüzden, dava bir eda davası niteliğindedir.[8]

Dava mülkiyete dayandığından, davacı mülkiyet hakkını ispat etmek zorundadır.[9]

İstihkak talebi bir aynı taleptir ve bu sebeple zamanaşımına tabi değildir. İstihkak talebi yalnız doğuşu bakımından değil, varlığını sürdürmesi bakımından da davacının mülkiyet hakkının ve davalının da zilyetliğinin devamına bağlıdır. İstihkak davası açma hakkı mülkiyetten ayrı olarak devredilemez. Mülkiyet ve istihkak davası bir bütün teşkil eder ve mülkiyet veya zilyetlik sona ererse, malikin haksız zilyede karşı olan istihkak talebi de sona erer.[10]

Paydaşlardan herhangi bir mülkiyet hakkını ihlal eden üçüncü kişiye karşı elatmanın önlenmesi davasını da açabilir.

Elatmanın önlenmesi davası malike, mülkiyet hakkından doğan yetkilerini kullanmasının haksız olarak güçleştirildiği hallerde bu elatmaya karşı kendisini koruma imkânı verir. Elatma doğrudan doğruya bir insan fiili sonucu meydana gelebileceği gibi, davalının kendi iradesiyle yarattığı bir durum ile malikin mülkiyet hakkını kısıtladığı bir hal olarak da görülebilir. Mülkiyete yapılan müdahale olumlu veya olumsuz bir davranış şeklinde olabilir.[11] Elatmanın önlenmesi davası haksız elatmanın sürdüğü sürece açılabilir. Elatmanın sona ermesinden sonra bu dava açılamaz. Çünkü ortada korunması gereken bir hukuki yarar yoktur.

Paydaşların Birbirlerinin Yararlanma Haklarını İhlal Etmesi

Paydaşların paylı mülkiyete birlikte malik olmaları, paylı mülkiyeti her zaman birlikte kullanacakları anlamına gelmez. Paydaşlar arasında paylı mülkiyete konu eşya bakımından kullanma düzenine ilişkin anlaşmalar yapılmış olabilir. Bu anlaşmalar eşyayı belirli zamanlarda belirli paydaşların kullanmaları şeklinde olabileceği gibi eşyanın belirli kısımlarını belirli paydaşların kullanmaları şeklinde de karşımıza çıkabilir. Yönetime ilişkin anlaşma yapılması halinde paylı mülkiyete ilişkin eşyayı kim kullanıyorsa o kişi dolaysız zilyettir, diğer paydaşlar ise dolaylı zilyettirler. Bu halde dolaylı zilyetler dolaysız zilyetin malı kullanma düzenine göre kullanmasına müdahale edemezler. Herhangi bir müdahale halinde dolaysız zilyet dolaylı zilyet(ler)e karşı zilyetliği koruyan davalar açabilir.

Zilyetliği Koruyan Davalar Açısından Konunun Değerlendirilmesi

Paydaşların bir kullanma düzeni belirlemedikleri durumlarda ise, birbirlerine karşı zilyetliği koruyan davaları açmalarının mümkün olup olmadığı konusunda ise zilyetliği koruyan davanın türüne göre karar verilmelidir. Zilyetliği koruyan davalar, hak tartışmalarına yabancı olduklarından, paydaşlar arasındaki iç ilişkinin bu tür davalarda tartışılması mümkün olmaz. Bu nedenle paydaşların eşyanın nasıl kullanılacağını belirlemedikleri durumlarda, paydaşlar birbirlerine karşı kural olarak sadece zilyetliğin iadesi davası açılabilir. Çünkü zilyetliğin iadesinin istendiği durumlarda, paydaşlar arasındaki iç ilişkiyi tartışmaya gerek yoktur. Paydaşlar eşyanın kullanma şeklini belirlemedikleri durumlarda, müşterek zilyet olacaklarından, eşya üzerindeki fiili hâkimiyetleri eşyanın tamamı üzerindedir. Bu nedenle paydaşların birinin zilyetliğinin diğer paydaşlar tarafından tamamen engellenmesi halinde, paydaşlar arasındaki iç ilişkiyi tartışmaya gerek kalmaz. Bu duruma örnek olarak paydaşlardan birinin, diğer paydaşların paylı mülkiyet konusu taşınmaza girmelerini önlemesi gösterilebilir.[12]

Mülkiyet Hakkını Koruyan Davalar Açısından Konunun Değerlendirilmesi

Paydaşlar birbirlerine karşı zilyetlikten doğan davaları açabilecekleri gibi mülkiyet hakkından doğan istihkak ve elatmanın önlenmesi davasını da açabilirler. Ancak bu iki davadan hangisinin ne zaman açılacağı paydaşların belirledikleri kullanma hakkının sınırlarına göre belirlenecektir. Eğer paylı mülkiyet konusu eşyanın nasıl kullanılacağı düzenlenmemişse, paydaşlar eşya üzerinde müşterek zilyettirler. Kullanma düzeninin var olmadığı hallerde eşyayı fiilen kullanması engellenen paydaş, eşyayı kullanmasını engelleyen paydaşlara karşı, doğrudan müşterek zilyetliğinin tanınması için istihkak davası açabilir.[13]

Paydaşların eşyayı nasıl kullanacağı konusunda bir düzenleme varsa, paydaşların eşyayı bu düzene uyarak kullanmaları zorunludur. Paydaşların birinin kullanma anlaşmasına uymaması halinde, diğer paydaşlar eşyanın tamamını kullanamıyorlarsa, açacakları dava istihkak davası olacaktır. Eğer diğer paydaşlar müşterek zilyetliklerini kısmen de olsa tesis edebiliyorlarsa, açılacak dava istihkak davası değil, elatmanın önlenmesi davası olacaktır. Örneğin paydaşlardan biri, kullanma düzeni gereğince kendisine ayrılan kısmın tamamını değil de, sadece bir parçasını kullanması engelleniyorsa, açılacak dava elatmanın engellenmesi davasıdır. Paydaşların eşyayı belirli zaman aralıklarıyla kullandıkları durumlarda, her bir paydaş eşyayı kullanırken, doğrudan tek başına zilyet olacaktır. Paydaşlardan biri, kendi kullanma zamanı geçmesine rağmen, eşyayı kullanmak isteyen diğer paydaşlara eşyayı teslim etmiyorsa, aleyhine açılacak dava istihkak davası olacaktır.[14]

Doğal ürünlerin eşyadan ayrıldıktan sonra, asıl eşyanın hukuki kaderine tabi olmasına ilişkin kural, paylı mülkiyet konusu eşyadan elde edilen ürünler için de geçerlidir. Doğal ürünler asıl eşyanın bütünleyici parçası olduklarından, asıl eşyadan ayrılıp, bağımsız bir eşya haline geldiklerinde, kural olarak asıl eşyanın hukuki kaderine tabi olurlar. Asıl eşya paylı mülkiyete konu olduğundan, paydaşlar, paylı mülkiyet konusu eşyadan ayrılan doğal ürünler üzerinde de, TMK. M. 685/ f.1 gereğince, asıl eşya üzerindeki pay oranlarıyla paydaş olurlar. Paydaşların ürünleri pay oranlarına göre bölüp, kişisel mülkiyetlerine geçirebilmeleri için, bu konuda anlaşmaları gerekir. Eğer, paydaşlardan biri, bu yönde bir anlaşma olmaksızın, ürünleri kısmen veya tamamen toplar ve ürünlere ey koyarsa, diğer paydaşlar, mülkiyet hakkını koruyan davalar aracılığıyla payları oranındaki ürünlerin iadesini sağlayabilirler. Paydaşların ürünlerin satılması ve satım bedelinin bölüşülmesi konusunda anlaşmış olmalarına rağmen, paydaşlardan birinin ürünleri toplaması halinde de, aynı sonuca ulaşmak gerekir. Zira bu ihtimalde de, paydaşların ürünleri toplayıp, kendi mülkiyetlerine hakları yoktur. Ancak bu konuya ilişkin bazı noktalara dikkat etmek gerekir. İlk olarak doğal ürünlerin toplanması olağan yönetim işi niteliğindedir ve paydaşlardan her biri doğal ürünleri toplama yetkisine sahiptirler. Ancak paydaşlar aralarında anlaşmaksızın ürünlerden paylarına düşen kısmın mülkiyetini elde edemezler.[15]

Ayrıca belirtmek gerekir ki, paydaşların birbirlerine karşı açtıkları davalarda, üçüncü kişilere karşı açtıkları mülkiyet hakkını koruyan davalardan farklı olarak, tüm paydaşların mülkiyet hakkını ispatlamak zorunda değildirler. Paydaşların birbirlerine karşı açtıkları mülkiyet hakkını koruyan davalarda, davacı paydaşın sadece kendi mülkiyet hakkını ispat etmesi yeterlidir. Çünkü bu tür davalarda, paydaş sadece kendi payına ilişkin hakkını korumaya çalışmaktadır.[16]

Paydaşların Tazminat Talepleri Açısından Konunun Değerlendirilmesi

Paydaşların birbirlerine karşı tazminat talebinde bulunmaları birbirlerinin yararlanma haklarının ihlali durumunda gündeme gelir. Yararlanma hakkının ihlali mülkiyet hakkının kullanımından doğabileceği gibi zilyetliğe ilişkin de olabilir. Zilyetliğin gaspı dolayısıyla istenecek tazminatın ister geri verme talebiyle bir arada yapılsın isterse bağımsız bir dava şeklinde olsun, haksız fiil kurallarına ( TBK md. 49 vd.) dayanacağı ve bu sebeple failin kusurunun aranacağı doktrinde kabul edilmektedir. [17] Tazminat talebinde bulunan paydaş ancak kendi adına bu talepte bulunabilir. Çünkü tazminat talebi bölünebilir bir menfaattir, bu nedenle her bir paydaşın bu hakkını kendi adına ileri sürmesi gerekir. Ayrıca paydaşların birbirlerine karşı açacakları tazminat talepleri haksız fiilinden meydana gelebileceği gibi sebepsiz zenginleşme veya vekâletsiz iş görme şeklinde de gerçekleşebilir.

Son olarak, paydaşların yararlanma haklarının sınırlarını aşmaları durumunda borca aykırılık hükümlerinin de devreye gireceğine dikkat etmek gerekir. Paydaşlar arasında, yararlanma ve yönetim düzenine ilişkin bir anlaşma olduğunda, bu anlaşmaya aykırı davranışların, borca aykırılık hükümlerine dayanmaya elvereceği açıktır.[18]

Paydaşlıktan Çıkarma

Genel Olarak

Her paydaş, diğer paydaşların aynı yöndeki menfaatlerine riayet etme, diğer paydaşlar bakımından ortaklığı ve bu anlamdaki birlikte yaşamı kolaylaştırıcı tavır ve hareketler içerisinde olma, diğerlerini rahatsız etmeme, sorun çıkarmama, çıkan sorunları çözmeye çalışma genel borcu altındandır.[19] Bu borca aykırı hareket etme halinde TMK md. 696’daki şartların meydana gelmesi gündeme gelebilir. Bu halde paylı mülkiyet ilişkisini çekilmez kılan paydaşın paylı mülkiyet birliğinden çıkartılması sonucu gerçekleşebilir.

TMK md. 696 şöyle demektedir;

‘Kendi tutum ve davranışlarıyla veya malın kullanılmasını bıraktığı ya da fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin tutum ve davranışlarıyla diğer paydaşların tamamına veya bir kısmına karşı olan yükümlülüklerini ağır biçimde çiğneyen paydaş, bu yüzden onlar için paylı mülkiyet ilişkisinin devamını çekilmez hâle getirmişse, mahkeme kararıyla paydaşlıktan çıkarılabilir.

Davanın açılması, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, pay ve paydaş çoğunluğuyla karar verilmesine bağlıdır.

Hâkim, çıkarma istemini haklı gördüğü takdirde, çıkarılacak paydaşın payını karşılayacak kısmı maldan ayırmaya olanak varsa, bu ayırmayı yaparak ayrılan parçanın paylı mülkiyetten çıkarılana özgülenmesine karar verir.

Aynen ayrılmasına olanak bulunmayan maldaki payın dava tarihindeki değeriyle kendilerine devrini isteyen paydaş veya paydaşlar bu istemlerini paydaşlıktan çıkarma istemi ile birlikte ileri sürmek zorundadırlar. Hâkim, hüküm vermeden önce re’sen belirleyeceği uygun bir süre içinde pay değerinin ödenmesine veya tevdiine karar verir. Davanın kabulü hâlinde payın istemde bulunan adına tesciline hükmolunur.

Payı karşılayacak kısım maldan aynen ayrılamaz ve bu payı isteyen paydaş da bulunmazsa hâkim, davalıya payını devretmesi için bir süre belirler ve bu süre içinde devredilmeyen payın açık artırmayla satışına karar verir. Satış kararı, cebrî icra yoluyla paraya çevirmeye ilişkin hükümler uyarınca yerine getirilir.’ Demektedir.

Bu maddeyi dikkatle okuduğumuzda paylı mülkiyet birliğine zarar veren kişi paydaşlıktan çıkartılmakta, böylece paylı mülkiyete ilişkin birliktelik korunmakta, aynı zamanda diğer paydaşların en temel haklarından biri olan mülkiyet hakkı yasal bir koruma görmektedir.

Bu hükümle sorun çıkaran paydaşlara karşı paylı mülkiyetin bütününe dokunmadan sırf sorun çıkaranlara yönelik bir yaptırım getirilmiş olmaktadır. Böylece bu imkân fonksiyon olarak da, ortaklığı bir anlamda, kötü ortakları ayıklamak suretiyle ayakta tutma ve sağlıklı bir şekilde yürümesini sağlama fonksiyonunu yerine getirmektedir[20]

Paydaşlıktan çıkarma, kanunda açıkça ifade edilmese bile, son çare (ultima ratio) olarak kullanılması gereken bir hukuki imkândır. Bir başka deyişle, paylı mülkiyet birliğinin devamını sağlayacak olası başka tedbirlerin var olmadığı hallerde paydaşlıktan çıkarma talep edilebilecektir. Örneğin, yükümlülük ihlalinin çekilecek bir ihtarlaönlenme ihtimali mevcutsa, paydaşlıktan çıkarma davasından önce bu imkân değerlendirilmeli, ihtarın tesirsiz kaldığı durumlarda paydaşlıktan çıkarma davası açılmalıdır.[21]

Yükümlülük ihlalinde bulunan paydaşın paylı mülkiyet birliğinden çıkarılmasını talep etme hakkı ise sadece yükümlülük ihlalinde bulunan paydaşa karşı ileri sürülebilir. Ayrıca paydaşlıktan çıkarmayı talep etme hakkı eşya üzerinde doğrudan hâkimiyet kurmayla ilgili olmadığından, nisbi bir talep hakkı karakterine sahiptir.[22]

Paydaşlıktan çıkarma davası sadece taşınmazlar üzerindeki paylı mülkiyet birliklerinde değil, taşınırların paylı mülkiyetin konusunu oluşturduğu paylı mülkiyet ilişkilerinde de uygulama alanı bulur.[23]

Paydaşlıktan Çıkarma Davasının Koşulları

Maddi Koşullar

MK. Md. 696’daki düzenleme çerçevesinde, paydaşın paydaşlıktan çıkarılabilmesi için aşağıda yer alan bazı maddi şartlardan söz etmek mümkündür:

1. Paydaşın yükümlülüklerini ağır surette ihlal etmiş olması.

2. Diğer paydaşlar için paylı mülkiyet ilişkisinin devamının çekilmez hale gelmesi.

3. Paylı mülkiyet ilişkisinin devamının çekilmez hale gelmesi ile yükümlülüklerin ağır surette ihlali arasında illiyet bağı bulunması

Paydaşın pay üzerinde sahip olduğu hak da mülkiyet hükümlerine tâbi bir haktır. Paydaşlıktan çıkarma imkânı ile paydaşın sahip olduğu bu hak elinden alınmaktadır. Bu yönüyle çıkarma, ağır bir yaptırımdır. Ağır bir yaptırım olması nedeniyle de, yukarıda belirttiğimiz 3 şartın birlikte gerçekleşmiş olmasına dikkat edilmelidir.[24]

TMK. Md. 696 paydaşlıktan çıkarma davasının paydaşların tamamına veya bir kısmına karşı yükümlülüklerin ağır şekilde ihlal edilmesi halinde açılabileceğini hükme bağlamıştır. Ancak hangi hallerin yükümlülüklerin ağır ihmali olduğu belirtilmemiştir. Bu halde hâkim önüne gelen somut olayda hukuki yarar ölçüsünü göz önünde bulundurarak karar verecektir.

Kanun “yükümlülüklerin ağır ihlali” ve “paylı mülkiyet ilişkisinin çekilmez hale gelmesi” dışında başka bir şart aramadığından, kural olarak her tür yükümlülük ihlali, paydaşlıktan çıkarma davasının açılmasına imkân verebilir. TMK. M.696’ya dayanarak bir dava açıldığı takdirde, dava konusu yükümlülük ihlalinin kanunun aradığı şartları gerçekleştirip gerçekleştirmediğini, hâkim somut olayın özelliklerini dikkate alarak, dürüstlük kuralı çerçevesinde, hak ve nesafet ölçüleriyle değerlendirecektir.[25]

Paydaşlıktan çıkarma her türlü yükümlülük ihlalinde söz konusu olabileceğinden, her yükümlülük ihlalinin niteliğine göre değerlendirme yapmak gerekecektir. Kimi yükümlülük ihlalleri sadece bir kez gerçekleşmesine rağmen, paylı mülkiyet ilişkisini çekilmez hale getirebilir. Özellikle paydaşların kişilik haklarına veya vücut bütünlüğüne saldırı şeklinde gerçekleşen yükümlülük ihlallerinde, paydaşlıktan çıkarma davası açabilmek için ihlalin sürekliliği veya tekrarı şartı aranmamalıdır.[26]

Davranışın ortaklığın devamını çekilmez kılıp kılmadığı değerlendirilirken çeşitli paydaşlara karşı çeşitli ihlallerin birlikte ele alınması mümkündür. Ancak çıkarmayı gerektiren davranışın bütün paydaşlara karşı yapılması gerekli değildir. Davranışın tek bir paydaşa yapılması bile somut durumda yeterli olabilecektir.[27]

TMK. M.646, paydaşlıktan çıkarma davasının yükümlülük ihlalinin sadece paydaşın davranışlarından değil, paydaşın paylı mülkiyet konusu eşyanın kullanılmasını bıraktığı ya da fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin davranışlarından kaynaklandığı hallerde de açılabileceğini belirtmektedir. Paydaşın davranışlarından sorumlu olduğu veya paylı mülkiyet konusu eşyanın kullanılmasını bıraktığı kişiler paydaşın aile üyeleri, hizmetçisi, paydaşın kendi yararlanma hakkı kapsamında eşyadan yararlandırdığı kiracı, hâsılat kiracısı, pay üzerindeki intifa hakkı sahibi veya paydaşın rızasıyla paylı mülkiyet konusu taşınmazda konaklayan bir kişi de olabilir.[28]

Taraflar aralarında çıkarma davasının maddi şartları ile ilgili anlaşma yapabilirler. Bu çerçevede söz konusu şartları hafifletebilecekleri gibi bu şartları ağırlaştırma yoluna da gidebileceklerdir. Ancak burada kişinin sahip olduğu bir hakka müdahale ederken MK. M. 23 ve BK. M. 19 hükümleri göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çerçevede dikkat edilmelidir ki paydaşlar oybirliği ile bile, çıkarma davasını imkânsız kılamazlar. Bu yüzden aksine anlaşma ile bu davanın ortadan kaldırılması veya amacına aykırı bir şekilde zorlaştırılması hedeflenemez.[29]

Şekli Koşullar

Yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ederek paylı mülkiyet ortaklığının devamını çekilmez hale sokan paydaşın ortaklıktan çıkarılabilmesi için TMK md. 696 şekle ilişkin iki şarttan söz etmektedir;

  1. Paydaşların kanunda belirtilen yetersayıda bir karar almaları.

2- Paydaşlıktan çıkarmaya yönelik dava açılması.

Kanun maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen çoğunluğun bulunmaması halinde paydaşın tek başına dava açma imkânı olmaz. Dava açmak isteyen paydaşın bu kararın alınmasını sağlaması zorunludur. Kanunda belirtilen tarzda bir çoğunluktan söz edebilmek için ise paydaş sayısının yarıdan bir fazlasının oyu yanında bu paydaşların pay oranlarının da yarıyı aşması gerekmektedir.[30] Oylama yapılırken paydaşlıktan çıkartılmak istenen paydaşın oylamaya katılıp katılmaması üzerinde durmak lazım. İsviçre medeni kanununda yer alan açık düzenlemeye göre aleyhine dava açılacak olan kişi bu oylamaya katılamayacaktır. TMK’da bu yönde veya aksi yönde bir düzenleme mevcut değildir. Bu konuda doktrinde farklı görüşler mevcuttur. Birinci görüşe göre[31] çoğunluğun hesaplanmasında, paydaşlıktan çıkarılacak paydaş da hesaba katılmalıdır. Yoksa çoğunluğun azınlığa tahakkümü söz konusu olur. İkinci görüşe göre[32] paydaşlıktan çıkarma davası açılmasına ilişkin karar alma sürecine, hakkında karar alınacak paydaş katılamaz. Her ne kadar TMK. M.696’daki düzenlemede bu konuya ilişkin açık bir düzenleme yoksa da, kanun hükmünün amacından bu sonuca varmak mümkündür, çünkü hukukun temel prensiplerinden olan hiç kimsenin kendi aleyhine karar vermeyeceği göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca davalının hesaba katılmaması çoğunluğun azınlığa hükmetmesi anlamına gelmez. Çünkü söz konusu olan geri kalan paydaşların kendi aralarında durumu değerlendirmeleridir. Son karar her halde mahkeme tarafından verilecektir.

Paydaşlıktan çıkarma için paydaşların aldıkları karar yeterli değildir. Paydaşlıktan çıkarma davasının açılmasına ilişkin alınan kararla birlikte, kendisine karşı yükümlülük ihlalinde bulunulan paydaş, paydaşlıktan çıkarma davası açma konusunda yetkili hale gelmiş olur. Paydaşlıktan çıkarma ağır bir yaptırım olduğundan, kanun bu hakkın kullanılmasını paydaşların iradelerine bırakmamış, paydaşlıktan çıkarılmayı talep etme hakkının hâkimin denetiminden geçirilerek kullanılmasını düzenlemiştir.[33]

Ancak paydaşlıktan çıkarma süreci devam ederken paydaşlıktan çıkartılacak paydaşın ya da dava açacak olan paydaşın payını devretmesi halinde ortada davacı veya davalı sıfatına sahip kimse olmayacağı için hâkim davayı reddedecektir.

Paydaşlıktan çıkarmaya ilişkin herhangi bir hak düşürücü süre olup olmamasına ilişkin doktrinde farklı görüşler mevcuttur. Bir görüşe göre[34]; Paydaşlıktan çıkarma davası açılması için herhangi bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı öngörülmemiştir. Bu dava paylı mülkiyete sahip paydaşların var olduğu sürece açılabilir. Ancak paydaşlardan birinin kendisine yüklenen ağır yükümlülükleri ihmal etmesi üzerine bundan olumsuz etkilenen diğer paydaşların duruma tepki göstermeleri gerekir. Aksi taktirde bu duruma razı olmuş olurlar. Bu halde de paydaşların TMK md. 696’ya gitmeleri düşünülemez. Doktrinde yer alan diğer görüşe göre ise[35]; TMK. Md. 696’da paydaşlıktan çıkarma davasının ne zamana kadar açılabileceği hususuna da yer verilmemiştir ancak, KMK. M. 25/f. Son’da bu yönde bir düzenleme bulunmaktadır. Buna göre, “… dava hakkı, sebebinin öğrenilmesi tarihinden başlayarak altı ay ve her halde dava hakkının doğumundan bağlayarak beş yıl içinde kullanılmazsa ve dava sebebi de ortadan kalkmışsa düşer”. Bu hükmün kıyasen paydaşlıktan çıkarma davasında da uygulanabileceği kabul edilmektedir.[36]

Paydaşlıktan Çıkarma Davası

Dava açma hakkı, kendisine karşı yükümlülük ihlalinde bulunulan paydaşlara aittir. Diğer paydaşların paydaşlıktan çıkarma davası açılmasına ilişkin alınan karara katılması, kural olarak dava ehliyeti sıfatına sahip olduklarını göstermez.[37]

Eşya veya pay üzerinde sınırlı aynî hak sahipleriyle, eşyadan kişisel haklara dayanarak yararlananlar da paydaşlıktan çıkarma davasını açamazlar.[38]

Açılacak olan davada davalı ise ancak davranışlarıyla ortaklığı tehlikeye atan paydaş olacaktır. Dava ona karşı yöneltilmelidir. Açılacak bu davanın birden fazla paydaşa karşı açılması da mümkündür. Bu durumda davalılar arasında dava arkadaşlığı gündeme gelir. Dava devam ederken davalının payını devretmesi halinde, davalı dava ehliyetini yitirir. Bu yüzden davanın reddedilmesi gerekir.[39]

Bu dava yükümlülük ihlalinden dolayı açıldığından, kural olarak, yükümlülüklerini ihlal eden paydaşın külli veya cüzi haleflerine karşı açılamayacaktır. Kanaatimizce bu kurala bir istisna tanımak gerekir. Eğer diğer paydaşlar açısından paylı mülkiyet birliğinin devamını çekilmez kılan davranışta bulunan kişi, bizzat paydaş değil de, paydaşın aile fertlerinden biriyse ve kanuni mirasçı sıfatıyla külli halef konumuna geçmişse, bu kişiye karşı da paydaşlıktan çıkarma davası açabilmek mümkün olmalıdır.[40]

Paydaşlıktan çıkarma davası için herhangi bir özel yetkili veya görevli mahkeme kanunda belirtilmemiştir.

Bu durumda paylı mülkiyete ilişkin eşya taşınır ise dava açılırken davalının yerleşim yerine göre yetkili mahkeme belirlenir. Paylı mülkiyete ilişkin dava taşınmaz ise HMK md. 12 ‘Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir…’ demektedir. Bu madde gereği taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir, başka yerde dava açılamaz. Açıldığı taktirde hakim davayı reddeder.

Görevli mahkemeye gelecek olursak HMK md. 4 ‘ Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın; … b) taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları… görürler.’ Demektedir. Paydaşlıktan çıkarma davasında görevli mahkeme ise, ortak özelliklere sahip olmasından dolayı, paylı mülkiyeti sona erdirilmesine ilişkin açılan davalarda görevli olan sulh hukuk mahkemesi olmalıdır. Paydaşlıktan çıkarma ile paylı mülkiyet bir veya birkaç paydaş açısından sona erdiğine göre, paydaşların tamamı için paylı mülkiyeti sona erdirmeye görevli olan mahkemenin bu davaya bakmakla da görevli olduğunun kabulü yerinde olacaktır.[41]

Paydaşlıktan Çıkarmaya İlişkin Usul ve Esaslar

Paydaşlıktan çıkarmanın nasıl olacağı konusunda kanun hakimi bağlayacak şekilde düzenlemeler getirmiştir. TMK md. 696’da bu düzenleme açıkça belirtilmiştir. Hakim bu esasları takip etmekle mükelleftir. Şöyle ki hakim, çıkarma istemini haklı gördüğü taktirde, çıkarılacak paydaşın payını karşılayacak kısmı maldan ayırmaya olanak varsa, bu ayırmayı yaparak ayrılan parçanın paylı mülkiyetten çıkarılana özgülenmesine karar verir. Bu hüküm genelde taşınmaz mallar için gündeme gelir diyebiliriz. Çıkarma halinde paylı mülkiyete ilişkin malın değeri aşırı ölçüde düşecekse eğer bu durumda da hakim malın çıkarılması yolunu kullanamayacaktır. Aynen ayrılmasına olanak bulunmayan maldaki payın dava tarihindeki değeriyle kendilerine devrini isteyen paydaş veya paydaşlar bu istemlerini paydaşlıktan çıkarma istemi ile birlikte ileri sürmek zorundadırlar. Bu halde hakim hüküm vermeden önce re’sen belirleyeceği uygun bir süre içinde pay değerinin ödenmesine veya tevdiine karar verir. Davanın kabulü halinde payın istemde bulunan adına tesciline hükmolunur. Bu halde paylı mülkiyete konu eşya taşınmaz ise hakimin kararı üzerine taşınmaz malın paylı maliki el değiştirmiş olur. Bu durumun da olmaması halinde son olarak hakim, davalıya payını devretmesi için bir süre belirler ve bu süre içinde devredilmeyen payın açık arttırmayla satışına karar verir. Satış kararı, cebri icra yoluyla paraya çevirmeye ilişkin hükümler uyarınca yerine getirilir. Cebri icra yoluyla satışın gerçekleştiği durumda payın yeni alıcısı taşınmaz için tapuya gitmeden payın sahibi konumuna geçer.

Pay Üzerinde Hak Sahibi Olan Kişilerin Durumu

Paylı mülkiyet ortaklığı, sadece paydaş olan kimsenin davranışları ile zedelenmez. Zira ortaklık öyle bir yapıdır ki, içinde bulunan her bireyin ortaklık dışındaki kimselere de bir takım yetkiler tanıma imkânı bulunmaktadır. Paydaşın bu anlamda payı üzerindeki tasarruf yetkisini daha önce de belirtmiş bulunuyoruz. İşte bu yüzden bazı hallerde paydaş dışındaki diğer hak sahiplerinin de davranışları ile ortaklığı zedelemesi mümkündür.[42]

TMK md. 697 hükmü diğer hak sahiplerinin çıkarılmasını ele almıştır. ‘Bir paydaşın çıkarılmasına ilişkin hükümler, kıyas yoluyla pay üzerinde intifa veya diğer bir ayni ya da tapuya şerh edilmiş kişisel yararlanma hakkı sahipleri hakkında da uygulanır. ancak devri caiz olmayan bir hakkın uygun bir tazminat karşılığında sona erdirilmesine karar verilir.’ Demektedir. [43]

Yararlanma yetkisi tanımayan hak sahipleri aleyhine dolayı çıkarma davası açılamayacağından, sınırlı aynî haklar açısından bu maddenin uygulama alanı çok daralacaktır. Pay üzerinde kurulan rehin hakkı, hak sahibine yararlanma imkânı tanımayacağından rehin hakkı sahibine karşı bu dava açılamayacaktır. Aynı nitelikten yola çıkarak, taşınmaz yükü de hak sahibine eşyadan yararlanma hakkı vermeyeceğine göre, bu durumda da hak sahibi aleyhine TMK. M.697 hükmüne dayanılarak dava açılamayacaktır.[44]

SONUÇ

Paylı mülkiyet halinde her malikin payı mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Mülkiyet hakkı ayni hak olduğu için en geniş korumadan yararlanacaktır. Paylı mülkiyete tabi eşya üzerinde pay sahibi olan paydaş da mülkiyet hakkından dolayı zilyetliğe ve mülkiyete ait korumalardan yararlanacaktır. Bu koruma hem üçüncü kişilere karşı hem de diğer paydaşlara karşı gerçekleşecektir. Ancak paydaşın mülkiyet hakkına sahip olması ona paylı mal üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma yetkisi vermez. Kanun mülkiyet hakkını koruduğu gibi paylı mülkiyete tabi paydaşların oluşturduğu birliği de koruma altına almıştır. TMK her bir paydaşa yükümlülüklerini yerine getirmesini belirtmiştir. Yükümlülüklerini ağır ölçüde yerine getirmeyen paydaşın mülkiyet hakkı belli koşulların yerine getirilmesiyle elinden alınabilir. Bunun için gerekli şartlar ile usul ve esasları çalışmamda belirttim. Paydaşın mülkiyet hakkının elinden alınmasındaki asıl amaç paylı mülkiyet birliğinin korunmasıdır. Bu da hakkaniyete uygun bir yöntemdir.

KAYNAKÇA

AKİPEK, Jale, Türk Eşya Hukuku : Ayni Haklar : Mülkiyet , Ankara, 1971

BRUNNER Cristoph/ WICHTERMANN Jürg (Herausgeber: HONSELL Heinrich/ VOGT Nedim Peter/ GEİSER Thomas), Basler Kommentar zum Schweizerischen Privatrecht, Zivilgesetzbuch II, 2. Auflage, Basel 2003.

EREN, Fikret, Mülkiyet Hukuku, Ankara, 2011

ERTAŞ, Şeref, Eşya Hukuku, Ankara, 1989

ESENER, Turhan/ GÜVEN, Kudret, Eşya Hukuku, Yetkin Yayınları, 4. Bası, Ankara, 2008

KURŞAT, Zekeriya, Paylı Mülkiyetin Sona Ermesi, İstanbul 2008

LIVER Peter, Das Miteigentum als Grundlage des Stockwerkeigentums, Gedächtnisschrift

Ludwig Marxer, Zürich 1963 (Atıf Şekli: LIVER, Gedächnisschrift)

OĞUZMAN M. Kemal/ SELİÇİ, Özer/ OKTAY- ÖZDEMİR Saibe, Eşya Hukuku, 15. Bası,

İstanbul 2012

ÖZMEN, Ethem Saba, Türk Hukukunda Paydaşlıktan Çıkarma Davası, Ankara, 1992

ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011,

SIMONIUS Pascal/SUTTER Thomas, Schweizerisches Immobiliarsachenrecht, Band I: Grundlagen, Grundbuch und Grundeigentum, Basel 1995 (Atıf Şekli: SIMONIUS/SUTTER, Grundlagen)

TEKİNAY Selahattin Sulhi/ AKMAN Sermet/ BURCUOĞLU Haluk/ ALTOP Atilla, Eşya Hukuku, Cilt I, 5. Bası, İstanbul, 1989

ZAPATA, Tan Tahsin, Medeni Hukuk, Ankara, 2014

T.C.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

ÖZEL HUKUK ANABİLİM DALI

ÖZEL HUKUK BİLİM DALI

PAYDAŞLARIN YARARLANMA HAKLARININ İHLALİ DURUMUNDA BAŞVURABİLECEKLERİ HUKUKİ İMKÂNLAR

DÖNEM PROJESİ

Hazırlayan

Ömer Faruk Aktan

568214035

İstanbul,2014

  1. AKİPEK, Jale, Türk Eşya Hukuku : Ayni Haklar : Mülkiyet , Ankara, 1971, s. 27

  2. TEKİNAY Selahattin Sulhi/ AKMAN Sermet/ BURCUOĞLU Haluk/ ALTOP Atilla, Eşya Hukuku, Cilt I, 5. Bası, İstanbul, 1989. S. 589- 590

  3. ESENER, Turhan; GÜVEN, Kudret, Eşya Hukuku, Yetkin Yayınları, 4. Bası, Ankara, 2008, s. 78

  4. ZAPATA, Tan Tahsin, Medeni Hukuk, Ankara, 2014 s. 422

  5. OĞUZMAN M. Kemal/ SELİÇİ Özer/ OKTAY- ÖZDEMİR Saibe, Eşya Hukuku, 15. Bası,

    İstanbul 2012, s. 92

  6. TEKİNAY Selahattin Sulhi/ AKMAN Sermet/ BURCUOĞLU Haluk/ ALTOP Atilla, Eşya Hukuku, Cilt I, 5. Bası, İstanbul, 1989. S. 591

  7. TEKİNAY Selahattin Sulhi/ AKMAN Sermet/ BURCUOĞLU Haluk/ ALTOP Atilla, Eşya Hukuku, Cilt I, 5. Bası, İstanbul, 1989. S. 591

  8. TEKİNAY Selahattin Sulhi/ AKMAN Sermet/ BURCUOĞLU Haluk/ ALTOP Atilla, Eşya Hukuku, Cilt I, 5. Bası, İstanbul, 1989. S. 482

  9. TEKİNAY Selahattin Sulhi/ AKMAN Sermet/ BURCUOĞLU Haluk/ ALTOP Atilla, Eşya Hukuku, Cilt I, 5. Bası, İstanbul, 1989. S. 483

  10. OĞUZMAN M. Kemal/ SELİÇİ Özer/ OKTAY- ÖZDEMİR Saibe, Eşya Hukuku, 15. Bası,

    İstanbul 2012, s. 283

  11. EREN, Fikret, Mülkiyet Hukuku, Ankara, 2011, s.45

  12. ÖZTAŞ, İlker, Paylı Mülkiyettte Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 307

  13. ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyettte Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 316

  14. ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 316

  15. ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 319

  16. ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 320

  17. TEKİNAY Selahattin Sulhi/ AKMAN Sermet/ BURCUOĞLU Haluk/ ALTOP Atilla, Eşya Hukuku, Cilt I, 5. Bası, İstanbul, 1989. s.115

  18. ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 323

  19. KURŞAT, Zekeriya, Paylı Mülkiyetin Sona Ermesi, İstanbul 2008, s. 106

  20. ÖZMEN, Ethem Saba, Türk Hukukunda Paydaşlıktan Çıkarma Davası, Ankara, 1992, s.48

  21. ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 327

  22. ÖZMEN, Ethem Saba, Türk Hukukunda Paydaşlıktan Çıkarma Davası, Ankara, 1992, s.100

  23. ÖZMEN, Ethem Saba, Türk Hukukunda Paydaşlıktan Çıkarma Davası, Ankara, 1992, s.50

  24. KURŞAT, Zekeriya, Paylı Mülkiyetin Sona Ermesi, İstanbul 2008, s. 114

  25. ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 329

  26. ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 330

  27. KURŞAT, Zekeriya, Paylı Mülkiyetin Sona Ermesi, İstanbul 2008, s. 117

  28. ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 335

  29. KURŞAT, Zekeriya, Paylı Mülkiyetin Sona Ermesi, İstanbul 2008, s. 122

  30. ÖZMEN, Ethem Saba, Türk Hukukunda Paydaşlıktan Çıkarma Davası, Ankara, 1992, s.81

  31. ERTAŞ, Şeref, Eşya Hukuku, Ankara, 1989, s. 261

  32. ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 338. KURŞAT, Zekeriya, Paylı Mülkiyetin Sona Ermesi, İstanbul 2008, s. 124. ÖZMEN, Ethem Saba, Türk Hukukunda Paydaşlıktan Çıkarma Davası, Ankara, 1992, s.80

  33. LIVER, Gedächnisschrift, s. 182 naklen ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 340

  34. ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 342

  35. KURŞAT, Zekeriya, Paylı Mülkiyetin Sona Ermesi, İstanbul 2008, s. 129-130 ; ÖZMEN, Ethem Saba, Türk Hukukunda Paydaşlıktan Çıkarma Davası, Ankara, 1992, s.81

  36. KURŞAT, Zekeriya, Paylı Mülkiyetin Sona Ermesi, İstanbul 2008, s. 129-130

  37. SIMONIUS/ SUTTER, Grundlagen, § 14, N. 98. naklen ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 343

  38. BRUNNER/ WICHTERMANN, Art. 649b, N. 19. naklen ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 343

  39. KURŞAT, Zekeriya, Paylı Mülkiyetin Sona Ermesi, İstanbul 2008, s. 129

  40. ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 343-244

  41. ÖZMEN, Ethem Saba, Türk Hukukunda Paydaşlıktan Çıkarma Davası, Ankara, 1992, s.105-106

  42. KURŞAT, Zekeriya, Paylı Mülkiyetin Sona Ermesi, İstanbul 2008, s. 135

  43. Yargıtay 6. HD. ,T. 24.12.1992, E. 1992/13376 K. 1992/14943

  44. ÖZTAŞ, İlker , Paylı Mülkiyette Paydaşın Kullanma ve Yararlanma Hakkı, İstanbul, 2011, s. 351 ; ÖZMEN, Ethem Saba, Türk Hukukunda Paydaşlıktan Çıkarma Davası, Ankara, 1992, s.174

Cevap Yaz